Biliyorum elinizdeyken değil de kaybedilince anlaşılır değeri bir çok şeyin. Oğlum söylemişti, “Ulu ağaçların ne kadar ulu olduğu devrilince belli olurmuş.”Bir çok kişiyi üzdüm çoğu kez. Biraz sıra dışı biriyim. Ben ben olayım onlar onlar olsun istedim. Herkesi kendisi olmaktan alıkoyarım diye korktum.Hani bir kız çocuğu babasını sevdiği için, sevdiği oyunu değilde mahalle maçında top oynar. Babasının gözüne girmek için istemediği şeyleri yapar. Ne acıdır…
Doğru bildiğimi, istediğimi söylemedim bazı zamanlar. Kararlarınızı düşüncelerinizi gerek sevgi gerek bir bağ adına, konuşarak kelime kelime etkilemek istemedim.Belki kızmışsınızdır. Beni kayıtsızlık veya kaygısız olmakla suçladığınız zamanlarınızda olmuştur. Bazen bencilliklerde yapmışımdır yaşamak adına. Yaşamımı kimseye adamadım. Ama hepinizi sevdim katıksız…
Kendi yapamadıklarımı başkasından beklemedim. Yapamadıklarımın yükünü başkalarına yüklemedim, kılıflara sokarak, başkalarını suçlamadım. Hiçbir yanlış olmasın istedim hayatımda. Bu yüzden belki hatalar ettim. Gördüm ki iyilikler ve sevinçler, kahkahalar, mutlu geçen günler çok çabuk unutuluyor. Kötüleri sayabiliyor insanlar. Acılar kalıyor bellekte… Bir bakıma iyi birşey bu. Kötüler kalınca bellekte özlem azalır, çok özleyince içi sızlamasın diye kötü taraflar hatırlanır… oyun gibi…
Kabul ediyorum biraz sıra dışı biriyim. Her şeyi iyi olsun diye yaptım. Ve iyi olan hiçbir şey ile ilgili hak iddia etmedim. Bedenim gibi serdim önünüze ruhumu. Yalansız… Beni anlayın istedim. Yanımda olun Ruhuma dokunun… Ulaşmak için yorulmayasınız diye öylece önünüze serdim her şeyi. Öyle kolayca öyle apaçık önünüzde bulduğunuzdan belki anlamadınız. Sıradan geldi, ucuz, hafif, kolay… Fark etmeden yaralar açtınız. Yalanlar, riyalar yüklediniz. Sızım sızım sızdı kanlar görmediniz. Ardında bişeyler aradınız sevginin. İlle de size benzememi istediniz. Yasaklar ve isyanlar arasına sıkıştı yaşam. Yargıladınız, tenkit ettiniz, değiş dediniz, hayatımı adamamı istediniz, benden hayatı istediniz.Ben de çokça zamanlar çabaladım. Zaman zaman size benzedim.
İyi bir eş, iyi bir baba, iyi bir evlat, iyi bir sevgili, iyi bir kardeş, iyi bir dost, iyi bir arkadaş, iyi bir yönetici olamadım belki üzgünüm… Ama şunu bilesiniz ki hepinizi ayrı ayrı sevdim ve belki bilmiyorsunuz ben hepiniz için kaç kez öldüm…Bir bakışınıza, bir sözünüze, bir gülüşünüze kaç kez kurban oldum…
İçimde çağlayanlar hiç susmadı. Bir değişik adamdım işte… Sizin de kaygılarınız vardı, belki en çok yarayı siz aldınız. Yapamadığım her şey için üzgünüm. Hepinizden özür diliorum. Ve şimdi hepinize sesleniyorum. Beni duyduğunuzdan eminim. Haydi kalkın ayağa, biri bir güzel şarkı çalsın, hepberaberyaşanmışlıklara gülücüklerle, kahkahalarla kadeh kaldıralım. Hepinizi öpüyorum… Hoşçakalın…
Bu satırları tekrar okumak için geldim ''bugün''... Her okuyuşumda kendimden birşeyler buluyorum çünkü... Ve kızıyorum kendime...
Herşeyi doğru yapmaya çalışırken, anlaşılmıyorum... Oysa ben anlıyorum, beni anlamayanları... Ve en çok kırıldığım anda bile, birgün anlayacaklar diyorum... Ama yargılıyorlar, suçluyorlar, kırıyorlar... Olduğum gibi kabul edilmiyorum, çok üzgünüm... En sevdiklerim, yaralar açıyor içimde... Bense yine anlamaya çalışıyorum... Susuyorum... Haksız olduğumdan değil, kırgınlığımın ağırlığından susuyorum... Yine anlaşılmıyorum... Ben kırılıyorum ama bunu söyleyemiyorum bile... Ve ben hep kırıyormuşum aslında... Yine susuyorum, savunmuyorum kendimi şimdi... Çünkü yoruldum, kendimi anlatmaktan... Beni, benim anladığım gibi kimse anlamıyor... Anladıklarını sandıklarım bile anlamıyor... Çok üzgünüm, tarifi yok... Kendime kızıyorum... Doğrularımın peşinde sürüklenirken, bu yanlış hayata ayak uyduramadım...
Güzel yorumunuzla kendimi bostanlı sahilinde hissettim ,bir de gevrek olsaydı tam olacaktı.Teşekür ederim.
Hep birbirimize deriz ya geçmişe takılıp kalma,yapamadıklarımızsa geçmişin sayfalarında kaldı.Yapabildiklerimizi hatırlarsak daha mutlu oluruz gibi geliyor .Ne dersin?
Hayatta kendini öylece bir gökkuşağı gibi ortaya sermişken ve bu ışıltıya gülümseme ve sokulma beklerken birileri çıkar ve üzerinde grilik var derse oracıkta soluverir gökkuşağı. Oysa neden solar ki bilmez mi kendi içinde o hala aynı gökkuşağıdır. Diğer yanda o griliği gören göz de gökkuşağını çok sever, yakın olmak dokunmak ister gökkuşağına ancak tam o sırada bir bulut kaplar gökuşağının önünü ve aaa gökkuşağı griye dönüştü der bilemez ve geri çeker kendini. Oysa ne gökkuşağı değişmiş bozulmuştur ne de bu grilik gerçekte gökkuşağının özüne atfedilmiştir.
Farklı iki göz, farklı iki beyin, farklı iki yürek ve farklı çıkarımlar vardır. Yaşamda en zor olanı da bu olsa gerek sadece olduğu gibi kabullenmek, kendini ve diğerlerini. Kaynağını hep kendi içinde tutmak, kendi içinde aramak ufkunun ve o ışığı takip etmek.
Kadehler kalkmışken ben de tokuşturmak isterim kadehimi ancak kadehler kalkmışken 'hoşcakal2 demek de ne? Merhaba der misin bana ve masadaki herkese? Zira daha içecek çok şarap var yaşamda...
Sevgiyle,