Bluenotes

4/12/2008 - Bir tek seni sevdim



Bir tek seni sevdim ben

Şimdi

Sokağa atılmış bir köpek kalbim

Issızlaştı hayat

Üşümekteyim

Artık sabahı eksik günlerimin

Kızıl akşamüstleri artık hep kanayacak

Ağlayacak gözlerim, çaresi yok ağlayacak

 

Bir tek seni sevdim ben

Bütün kapılarımı sana açtım

Anlatamadım seni kimselere

Aşkımızı bağıramadım

Kimselere karşı sahiplenip, savunamadım

Sonbahar sarısında kaldı aşkımız bizim

Kimsesiz kaldım, sarılamadım

 

Bir tek seni sevdim ben

Sen gitme diye

Bile bile dudaklarından öptüm acıların

Kalbimi kafese kapattım

Sevdayı yasakladım

Sırat köprüsünden geçtim yaşarken

Bir gün herşeyi unutup

Gözlerime bir yabancı gibi bakarken

Bir tek şeyi unutma

Bir tek seni sevdim ben

 

Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

27/7/2008 - Yaşamak



Bu çiçeği görünce kumsalda şaşırdım, gözlerime inanamadım. Uzaktan kelebek konmuş gibi duruyordu. O tuzlu suyun yıkadığı kıyıda böylesine güzellikte yaşama azmi ve mücadele... Oturdum yanıbaşına konuştuk biraz, bana hayat dersleri verdi.  Teşekkür ettim ona, resmini çektim. Siz de göresiniz istedim.  

Bundan böyle bloğuma kendi çektiğim resimleri ekleyeceğim. Ve sizin de yaşadığım yerlerle ilgili az çok fikriniz olacak.

Geçenlerde babamın mezarına gittim. Bir kaç yeni çiçek diktim. Öylece anılar geldi geçti gözlerimden. Aynı böyle bir duyguydu hatırladım ve aynı sözler geldi aklıma.

"YARIN KALAN ÖMRÜNÜZÜN İLK GÜNÜDÜR"

Yarından sonra da öyle...
Bu hep böyle... 
Yorum (23) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

15/7/2008 - YAPAMADIKLARIM İÇİN ÜZGÜNÜM




Biliyorum elinizdeyken değil de kaybedilince anlaşılır değeri bir çok şeyin. Oğlum söylemişti, “Ulu ağaçların ne kadar ulu olduğu devrilince belli olurmuş.”   Bir çok kişiyi üzdüm çoğu kez. Biraz sıra dışı biriyim. Ben ben olayım onlar onlar olsun istedim. Herkesi kendisi olmaktan alıkoyarım diye korktum.  Hani bir kız çocuğu babasını sevdiği için, sevdiği oyunu değilde mahalle maçında top oynar. Babasının gözüne girmek için istemediği şeyleri yapar. Ne acıdır…

Doğru bildiğimi, istediğimi söylemedim bazı zamanlar. Kararlarınızı düşüncelerinizi gerek sevgi gerek bir bağ adına, konuşarak kelime kelime etkilemek istemedim.  Belki kızmışsınızdır. Beni kayıtsızlık veya kaygısız olmakla suçladığınız zamanlarınızda olmuştur. Bazen bencilliklerde yapmışımdır yaşamak adına. Yaşamımı kimseye adamadım. Ama hepinizi sevdim katıksız…

Kendi yapamadıklarımı başkasından beklemedim. Yapamadıklarımın yükünü başkalarına yüklemedim, kılıflara sokarak, başkalarını suçlamadım. Hiçbir yanlış olmasın istedim hayatımda. Bu yüzden belki hatalar ettim. Gördüm ki iyilikler ve sevinçler, kahkahalar, mutlu geçen günler çok çabuk unutuluyor. Kötüleri sayabiliyor insanlar. Acılar kalıyor bellekte… Bir bakıma iyi birşey bu. Kötüler kalınca bellekte özlem azalır, çok özleyince içi sızlamasın diye kötü taraflar hatırlanır… oyun gibi…

Kabul ediyorum biraz sıra dışı biriyim. Her şeyi iyi olsun diye yaptım. Ve iyi olan hiçbir şey ile ilgili hak iddia etmedim. Bedenim gibi serdim önünüze ruhumu. Yalansız… Beni anlayın istedim. Yanımda olun Ruhuma dokunun… Ulaşmak için yorulmayasınız diye öylece önünüze serdim her şeyi. Öyle kolayca öyle apaçık önünüzde bulduğunuzdan belki anlamadınız. Sıradan geldi, ucuz, hafif, kolay… Fark etmeden yaralar açtınız. Yalanlar, riyalar yüklediniz. Sızım sızım sızdı kanlar görmediniz. Ardında bişeyler aradınız sevginin. İlle de size benzememi istediniz. Yasaklar ve isyanlar arasına sıkıştı yaşam. Yargıladınız, tenkit ettiniz, değiş dediniz, hayatımı adamamı istediniz, benden hayatı istediniz.  Ben de çokça zamanlar çabaladım. Zaman zaman size benzedim.

İyi bir eş, iyi bir baba, iyi bir evlat, iyi bir sevgili, iyi bir kardeş, iyi bir dost, iyi bir arkadaş, iyi bir yönetici olamadım belki üzgünüm… Ama şunu bilesiniz ki hepinizi ayrı ayrı sevdim ve belki bilmiyorsunuz ben hepiniz için kaç kez öldüm…Bir bakışınıza, bir sözünüze, bir gülüşünüze kaç kez kurban oldum…

İçimde çağlayanlar hiç susmadı. Bir değişik adamdım işte… Sizin de kaygılarınız vardı, belki en çok yarayı siz aldınız. Yapamadığım her şey için üzgünüm. Hepinizden özür diliorum. Ve şimdi hepinize sesleniyorum. Beni duyduğunuzdan eminim. Haydi kalkın ayağa, biri bir güzel şarkı çalsın, hepberaber  yaşanmışlıklara gülücüklerle, kahkahalarla kadeh kaldıralım. Hepinizi öpüyorum… Hoşçakalın…


Yorum (7) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

25/6/2008 - ZEHİR DIŞARI AKMADAN YÜREK YIKANMIYOR



Bardakdan boşanırcasına
Bir yağmur yağıyor içime
Sesini duyuyorum
Fırtına da çıktı
Üşüyorum
Zatürre olacağım

Denize karşı oturmuşum
Sigaramı tüttürmüşüm
Bardakdan boşanırcasına
Bir yağmur yağıyor içime
Sular yükseldi
Ağlamak
Baş dönmesi gibi
Gelip gelip gidiyor
Sular gözkapaklarıma çarpıyor

Sigaramı dudaklarıma götürdüm
Hala titriyor ellerim
“Niye” diye sormuştun birgün
“Hayat sarstı beni”
“Ellerimden çıktı acısı”
Artık eskisi kadar güçlü değilim
Sonunu bildiğim halde kopamadığım sevdalarım
Ulaşılamayan yıldızlara bakmak gibi geçti hayatım
Mutluluğu çalınmamış bir günüm olmadı benim
Şimdi gülümsesem kim hatırlayacak
 
Sevgi bile yokluğa bağlanırmış
Seven var ise varmış sevgili
Sevgili yok ise büyürmüş sevgi
Kavuşma gerçekliliğine tersmiş sürekliliği
  
Ciddi ciddi yaşayamadım hayatı
“nasılsın”lara “iyiyim”,
“günaydınlar”a “günaydın”,
ikramlara “teşekkür ederim”,
hal hatır soranlara “çok şükür, geçinip gidiyoruz işte”,
“kusura bakmayın”lara “rica ederim”, 
“siz de alır mıydınız”lara “sağ olun, ben almayayım”  yaşamı
(hüzünler devam ediyor)
Herkes öylesine birbirine benzedi ki
Kim kimdi karıştırmama bulmacası
  
Gözlerim ufka takıldığından beri
Ben yokum
Aslında hep kaçtım ben
Hep kaçtım
Öyle kaçtım ki
Kayboldum
Dönüş yollarını unuttum
Çok yoruldum
Öyle kaçtım ki
Kendimden koptum
 
Kim yazıyor bu satırları
Duygular bir kağıt da saklanabilirmi
Yazınca yoğunluğumu azalıyor içimin
Kelime kelime çıkıyorlarmı içimden acılar
Kağıdamı yapışıyorlar
 
Ne çok söyleyecek sözüm varmış
Ne çok sorulacak sorum
Kim çalıyor bu şarkıyı
Şimdi zamanımı
 
Bazen daha fazladır her şey 
Bir eşikten atlar insan
Yüzüne bakmak istemez yaşamın
O kadar azalmıştır anlam

O zaman hemen git radyoyu aç bir şarkı tut
Ya da bir kitap oku mutlaka iyi geliyor
Ya da balkona çık bağır bağırabildiğin kadar
Zehir dışarı akmadan yürek yıkanmıyor

Ama fazla da üzülme hayat bitiyor bir gün
Ayrılıktan kaçılmıyor
Hem çok zor hem de çok kısa bir macera ömür
Ömür imtihanla geçiyor
 

Yorum (8) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

6/6/2008 - YAZI ÇOK UZUN. OKUYACAK ZAMANINIZ YOK BİLİYORUM. 1854-2008

 

Bilgelik ve Kızıldereli Atasözleri

 

*Ağlamaktan korkma. Zihindeki ıstırap veren düşünceler gözyaşı ile temizlenir.
*Arkamdan yürüme, ben öncün olmayabilirim. Önümde yürüme, takipçin olmayabilirim. Yanımda yürü, böylece ikimiz de eşit oluruz.
 *Bir düşman çok, yüz dost azdır.
 *Düşmanımı cesur ve kuvvetli yap. Eğer onu yenersem utanç duymamayım.
 *Derinin rengi insanları farklı kılmaz. İyi iyidir, kötü kötüdür. Büyük yaratıcı hepimizi kardeş olarak yaratmıştır.
 *Su gibi olmalıyız. Her şeyden aşağıda ama kayadan bile kuvvetli.
 *Yeryüzüne iyi muamele et. O babanızın malı değil, onu çocuklarınızdan ödünç aldınız.
*Komşunun hakkında hüküm vermeden önce iki ay onun mokasenleriyle yürü.
 *Ölüler güç ve bilgilerini beraberinde götürmez, yaşayanlara ilave eder.
 *Bir kere ‘al şunu’ demek, iki kere ‘ben vereceğim’ demekten iyidir.
 *Gözün ile değil yüreğin ile hüküm ver.
 *Kehanet, muhtemel bir olayı kesin bir bakış ile görmekten başka bir şey değildir. Hava ya bulutlu olacaktır ya da güneş açacaktır.
 *Eğer herkes bir başkası için bir şey yaparsa dünyada ihtiyaç içinde kimse kalmaz.
 *Yanlışı gören ve önlemek için eli uzatmayan, yanlışı yapan kadar suçludur.
 *Şeytan hakkında konuşmayın. Gençlerin kalbinde merak uyandırır.
 *Senin vicdanını senden başkası temsil edemez.
*İnsanlar tabiattan uzaklaştıkça kalbi katılaşır.

*İnsanın gözleri öyle kelimelerle konuşur ki dil onları telaffuz edemez.
*Verdikleri sözün sadece birini tuttu çatal dilli soluk yüzlüler; “Topraklarınızı alacağız” dediler ve aldılar.
*Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde, beyaz adam paranın yenemeyen bir şey olduğunu anlayacak.

 

REİS SEATTLE ın mektubu

1854 yılında ABD Başkanı Franklin Pierce yazdığı bir mektupla Amerika’ya gelen beyaz göçmenlere toprak bulmak amacıyla Kızılderililerden toprak istemiş ve "bu isteği kabul edilecek olursa Kızılderililere rahatlıkla yaşayabilecekleri bir bölgenin ayrılacağını bildirmiştir.

Topraklarının büyük bir bölümü zaten beyazlar tarafından zorla ellerinden alınmış olan Duwarmish Kızılderililerinin Reisi Seattle bir söylemiyle ABD Başkanına yanıt vermiş ve bu yanıt mektup olarak ABD başkanına gönderilmiştir. Mektubun aslı Amerika, Seattle, Squamish Müzesi’nde korunmaktadır.

İnsan ve doğa diyalektiğini en güzel dile getiren metinlerden biri olarak günümüzde değeri daha çok anlaşılmaktadır.

Yale, Sorbon, Oxford ya da bir başka okuldan mezun olan ünlü bir düşünürün sözleri değil bunlar. Nobel ödülü kazanan bir edebiyatçının da değil. Beyaz adamın “kafa derisi avcıları”, “vahşi”, “barbar” ilan ettiği Kızılderililerin şefi Seattle'nin “uygar” beyaz başkan'a mektubu:


Yüzyıllardır halkımın üzerine merhamet gözyaşları döken şu sonsuz gökyüzü bir gün değişebilir. Bugün açık gözüken gökyüzü yarın bulutlarla kaplanabilir. Sözlerim, asla yer değiştirmeyen yıldızlar gibidir.

Şef Seattle her ne söylerse Washington'daki büyük Şef ona, güneşin ya da mevsimlerin dönüşüne
inandığı ölçüde inanabilir. Washington’daki Büyük Şef bize dostluk ve iyilik dilekleriyle birlikte
bizden topraklarımızı satın almak istediğini bildirmiş. Onun, bizim arkadaşlığımıza çok fazla ihtiyacı olmadığının farkındayız.

Merak ediyoruz ki gökyüzünü ve toprağın sıcaklığını nasıl satın alabilir ya da satabilirsiniz? Bunu anlamak bizler için çok güç.

Bir zamanlar insanlarımız bu topraklara tıpkı rüzgarda kıvrımlanan deniz dalgalarının kabuklu kum yüzeyleri kapladığı gibi yayılmışlardı. Çok uzun zaman geçti ve o büyük kabileler artık hüzünlü bir anı oldu.

Bu toprakların her parçası halkım için kutsaldır. Çam ağaçlarının parıldayan iğneleri, vızıldayan böcekler, beyaz kumsallı sahiller, karanlık ormanlar ve sabahları çayırları örten buğu; halkımın anılarının ve geçirdiği yüzlerce yıllık deneylerin bir parçasıdır. Ormandaki ağaçların damarlarında dolaşan su, atalarımızın anılarını taşır; biz buna inanırız.

Beyaz adamın ölüleri yıldızlar arasında yürümeye gittiklerinde, doğdukları ülkeyi unuturlar. Bizim ölülerimiz bu güzel dünyayı asla unutmazlar. Çünkü o Kızılderili’nin anasıdır. Biz dünyanın parçasıyız ve o da bizim parçamız. Güzel kokan çiçekler bizim kız kardeşlerimizdir; geyik, at, büyük kartal, bunlarsa bizim erkek kardeşlerimiz, kayalık tepeler, çayırlardaki ıslaklık, tayın vücut ısısı ve adam, hepsi aynı aileye aittir.

Büyük Beyaz Reis bize rahat yaşayacağımız bir yerin ayrılacağını, bize babalık edeceğini, biz kızılderililerin ise onun çocuktan olacağımızı söylüyor. Toprağımızı alma teklifini düşüneceğiz, ama bu kolay olmayacak. Çünkü bu toprak bizim için kutsaldır. Dereler ve nehirlerden akan, parıldayan sular, sadece su değil atalarımızın kanlarıdır. Eğer size toprak satarsak, onun kutsal olduğunu hatırlamalısınız ve çocuklarınıza da onun kutsal olduğunu öğretmelisiniz. Göllerin berrak suyundaki her hayali yansıma, halkımın yaşamından anılar ve olaylar anlatır. Suyun mırıltısı babamın babasının sesidir. Nehirler erkek kardeşlerimizdir, susuzluğumuzu giderirler, nehirler kanolarımızı taşırlar ve çocuklarımızı beslerler. Eğer size toprağımızı satarsak hatırlamalısınız ve çocuklarınıza öğretmelisiniz ki nehirler bizim kardeşlerimizdir ve sizin de bundan dolayı nehirlere herhangi bir kardeşe göstereceğiniz sevgiyi göstermelisiniz.

Biliyorum, beyaz adam bizim gibi düşünmez. Beyazlar için bir parça toprağın diğerinden farkı yoktur. Beyaz adam topraktan istediğini almaya bakar ve sonra yoluna devam eder. Çünkü toprak beyaz adamın dostu değil, düşmanıdır. Beyaz adam topraktan istediğini alınca başka serüvenlere atılır.

Beyaz adam annesi olan toprağa ve kardeşi olan gökyüzüne, alıp satılacak, işlenecek, yağmalanacak bir şey gözüyle bakar. O'nun bu ihtirasıdır ki toprakları çölleştirecek ve her şeyi yok edecektir.

Beyaz adamın kurduğu kentleri de anlayamayız biz Kızılderililer. Bu kentlerde huzur ve barış yoktur. Baharda yaprakların açılışını ya da böceklerin kanat vuruşlarını duyacak yer yoktur. Belki bir vahşi olduğum için anlayamıyorum ama benim ve halkım için önemli olan şeyler oldukça başka. İnsan bir su birikintisinin etrafına toplanmış kurbağaların, ağaçlardaki kuşların ve doğanın seslerini duymadıkça yaşamın ne değeri olur?

Bir kızılderiliyim ve anlamıyorum. Biz kızılderililer, bir su birikintisinin yüzünü yalayan rüzgarın sesini ve kokusunu severiz. Hava önemlidir bizim için. Ağaçlar, hayvanlar ve insanlar aynı havayı koklar. Beyaz adam için bunun da önemi yoktur. Ancak size bu toprakları satacak olursak havanın temizliğine önem vermeyi de öğrenmeniz gerekir. Çocuklarınıza havanın kutsal olduğunu öğretmeniz gerekir. Hem nasıl kutsal olmasın ki hava? Atalarımız doğduktan gün ilk nefeslerini onun sayesinde almışlardır. Ölmeden önce son nefeslerini de gene bu havadan almazlar mı?

Toprak satmamız için yaptığınız öneriyi inceleyeceğiz. Eğer önerinizi kabul edecek olursak, bizim de bir koşulumuz var; beyaz adam bu topraklar üzerinde yaşayan bütün canlılara saygı gösterecek. Ben bir vahşiyim ve başka türlü düşünemiyorum. "Yaylalarda cesetleri kokan binlerce buffalo gördüm. Beyaz adam trenle geçerken vurup öldürüyor bu hayvanları sadece eğlenmek için. Dumanlar püskürten bu demir atın bir buffalodan daha değerli olduğuna aklım ermiyor. Biz sadece yaşayabilmek için avlarız buffaloları. Bütün hayvanları öldürecek olursanız nasıl yaşayabilirsiniz? Canlıların yok edildiği bir dünyada insan ruhu yalnızlık duygusundan
ölmez mi?

Unutmayın bugün diğer canlıların başına gelen yarın insanın başına gelir. Çünkü bütün hepsinin arasında bir bağ vardır.

Şu gerçeği iyi biliyoruz: Toprak insana değil, insan toprağa aittir. Ve bu dünyadaki her şey, bir ailenin fertlerini birbirine bağlayan kan gibi ortaktır ve birbirine bağlıdır. Bu nedenle de dünyanın başına gelen her felaket insanoğlunun da başına gelmiş sayılır.

Bildiğimiz bir gerçek daha var; sizin Tanrınız bizimkinden başka bir Tanrı değil. Aynı Tanrının yarattıklarıyız. Beyaz adam bir gün bu gerçeği de anlayacak ve kardeş olduğumuzu fark edecektir. Siz Tanrınızın başka olduğunu düşünmekte serbestsiniz. Ama hepimizi yaratan Tanrı için kızılderili ile beyazın farkı yoktur.

Ve kızılderililer gibi Tanrı da toprağa değer verir. Bu toprağa saygısızlık, Tanrının kendisine saygısızlıktır. Beyaz adamı bu topraklara getiren ve kızılderiliyi boyunduruk altına alma gücünü veren Tanrının adaletini anlayamıyoruz. Tıpkı buffaloların öldürülüşü, ormanların yakılışı, toprağın kirletilişini anlamadığımız gibi.

Bir gün bakacaksınız gökteki kartallar, dağları örten ormanlar yok olmuş, yabani atlar ehlileştirilmiş ve her yer insanoğlunun kokusuyla dolmuş. İşte o gün insanoğlu için yaşamın sonu ve varlığını devam ettirebilme mücadelesinin başlangıcı olacak.

Gündüz ve gece bir arada olamaz. Kızılderililer her zaman beyazlardan tıpkı sabah sislerinin güneşten kaçtığı gibi kaçmışlardır. Bütün bunlara rağmen, teklifinizi tartışacağız. Ve umuyorum ki, halkım bunu kabul edecek ve Büyük Beyaz Şef'in vaadettiği üzere beraber barış içinde yaşayacağız. Böylece Ay birkaç kez daha doğacak, birkaç kış daha geçecek. Geri kalan günlerimizi nerede geçirdiğimiz önemli değil. Çocuklarımız babalarının yenilgiyle aşağılandığını gördüler. Savaşçılarımız utanç duydu ve yenilgiden sonra günlerini aylaklık etmek ve vücutlarını tatlı yiyecekler ve sert içkilerle kirletmekle harcıyorlar. Birkaç saat, birkaç kış ve bu dünyada bir zamanlar yaşamış büyük kavimlerin veya şimdi ufak topluluklar halinde ormanda dolaşanların çocukları da kalmayacak; bir zamanlar sizinkiler gibi güçlü ve umutlu olanların mezarlarında yas tutmak için. Ama, niye insanlarımın kaderi için yas tutayım ki? Tıpkı deniz dalgaları gibi kabileler kabileleri, uluslar ulusları takip ediyor. Bu doğanın düzenidir ve teessüf gerekmez. Yok oluşumuz çok uzak olabilir ama kesinlikle bir gün gerçekleşecek; son kızılderili yok olup kabilemin hatıraları beyazlar için bir tarih olduğunda, bu kıyılar kabilemin görünmez cesetleriyle kaynaşacak.

Çocuklarınızın çocukları kendilerini bir dükkanda, bir yolda, boş bir yerde yalnız olarak düşündüğünde aslında yalnız olmayacaklar. Dünyanın hiçbir yerinde tamamen ıssız bir yer yoktur. Geceleri, şehir ve kasabalarınızın caddeleri boşalmış gibi görünse de, aslında, bir zamanlar oralarda yaşamış ve bu güzel toprakları gerçekten seven ruhlarla dolu olacaktır. Beyaz adam asla yalnız kalamayacaktır.

Beyaz adamın, benim insanlarıma saygı göstermesini sağlamalısınız, çünkü; ölüler güçsüz değildir.

Ölü mü dedim?... Ölüm diye bir şey yoktur ki sadece dünya değiştirir insan.

Şef Seattle, 1854

 

Herşeyi nasıl yakıp yıkıp talan ettik. Hüzün verir bana tarihi kalıntılar. kiminin bacağı yok kiminin kolu kiminin kafası...

 

El atmadığı, talan etmediği yer yok insanoğlunun… İşte kendi yarattığı tanrıları bile ne hale getirmiş… Efsanelerde yaşatılan ve onlar için tapınaklar, heykeller yapılan tanrıların içler acısı hali. Yani tanrıların bile gücü yetmemiş bu insanlığın bu çılgınlığına…

(Karikatür kimin bilmiyorum)
Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

27/5/2008 - Hayat - 7

 

“Hayat nasıl çalıyor mutluluklarımızı farkındayım” diye başlamıştı bir önceki yazım.

Hayat dan daha önemlidir bence farkındalık.

Hızla geçen zamanın farkında olmak.

Yanıbaşındaki sevgiliyi kaybettiğinde nasıl özleyeceğini yan yana yaşarken bilmek.

Birlikteyken annen babanla yaşarken, onları kaybettiğinde yaptıklarının senden intikam almasını önleyecek şekilde yaşamak. Kadir bilmek. Kıymet vermek.

Daha çok sarılmak. Daha çok sevmek. Daha çok öpmek. Küçükken çok sevdiğim bir çocuk büyüyünce beni hatırlamıyor. Ama beni tekrar gördüğünde sanki hatırlıyor gibi kendisini bana yakın hissediyor, seviyor.

Vazgeçmek gerek bazen hayatın nimetlerinden. Paradan puldan işlerden.

Bir şeyi illede yapmak için bazen inanılmaz şeylerden fedakarlık ederiz. Bir gün bir haber gelir. Bir düşünürüz altı aydır gitmemişiz annemize. Ölüme birkaç adımı kaldığını bile bile.

Sonra pişman oluruz.

Yirmi yıllık krediler çekip ömrümüzün yirmi yılını kıt kanaat zorluklarla geçiririz.

Oysa sadece yaşamak için geldik dünyaya.

Misafir odaları misafir tabakları.

Bu dünyanın en önemli misafiri benim.

Kısa süreliğine geldim.

Bir çay içip gideceğim.

 

“Hayatın suçu yok” diyor flütperisi

Doğru

Suç bizde.

Fakat onca tuzağı görebiliyorsak eğer.

Hayatın içinde o kadar tuzak milyonlarca izleme gözleri var ki

Gece bile parlıyorlar.

Bize dayatılan bazı şartlanmış yaşama davranışlarımızı farketmeliyiz.

Tüm kurumlar insanları gütmek ve kendi taraflarına çekmek içindir.

Farkında olmak gerek.

Herkes işe gidiyor ama çalışmak istemiyor.

“Gitme”

Göze alamıyor.

“Çalış”

Yapamıyor.

Herkes başkalarının hatalarını biliyor, izliyor.

Herkes başkalarını yeriyor.

Herkes doğruyu biliyor ama bir türlü kendi hayatına uygulayamıyor.

Kötülüklerin hep başkalarının başına gelir bir şey olduğunu düşünüyor. Hiç bizim başımıza gelmeyecekmiş gibi yaşıyoruz. Akıllar veriyoruz.

Kimseyi yüceltmeden kimseyi küçümsemeden, kimsenin peşinden gitmeden yaşamak.

Bana bir şey olmaz mantığından uzaklaşıp, nasıl yaşarsam bana da olabilir farkındalığını yakalamak.

Hayatın dertleri koşusturması seni hayattan bıktırmışken hiç gülümseyecek halin yokken, senin coşku ile karşılaman gereken sevdiğin kapıdan girdiğinde, senin asık suratını hak etmediğini bilmek yetmez.

Gülümsemelisinin, sarılmalısının, sevmelisinin farkındalığı. İçini ve yüzünü değiştirebilirsinin farkındalığı.

Yürürken, otururken, yalnızken, konuşurken, susarken, çalışırken, içerken, müzik dinlerken, yaşarkenin farkındalığı…

Hızla geçen zamanın farkındalığı

Nasıl değiştirir bak hayatı

Şimdi şöyle bir soru soracaksınız bana:

“Bütün bunları sen yapabiliyormusun?”

Hayır

Ama

Bütün gücümle çabalıyorum

O bile yetiyor…

 

 

Yorum (7) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

16/5/2008 - HAYAT - 6

 

Hayat nasıl çalıyor mutluluklarımızı farkındayım.

Yanıbaşımızdayken sevgili alıştırıyor bizi kendine hep varmış gibi, hep olacakmış gibi, yokluğunda çekilen özlemleri unutuyor insan. Veya kaybedince ne kadar özleyeceğini unutuyor.

 

Hayat nasıl çalıyor mutluluklarımızı farkındayım.

Çalışmak zorunda insan. Para diye bir şey icat olmuş. Kazanmak zorundasın. Zorunda olmak ne zor bir şeydir. Hayatının üçte birini para karşılığı başkalarına sattık dan sonra diğer üçte biri uykuya gidiyor. Ve kalan zamana sıkışıyor yol, yemek, alışveriş, aşk. Tabii yaşadığın günlük can sıkıcı bir sürü şeyden kurtulabilir, orasından burasından çekiştirilmiş duygularının arasından tertemiz bir coşkuyu bulabilirsen çıkarıp sunabilirsin içindeki aşkı ve insan olduğunu hatırlatan şeyleri.

 

Hayat nasıl çalıyor mutlulukları farkındayım.

“Anı yaşa” diyorlar

“Önemli olan bugün” diyorlar

Bunu herkes biliyor.

Laf işte… Boş…

Ben şu anı yaşamak istemiyorum ki.

Benim burada ne işim var?

Zorunda olmak, mecbur kalmak, ne kadar zor.

Bu hayatı hak etmediğini, neleri istediğini, nasıl bir hayat sürmen gerektiğini, bilmeme rağmen bir şey yapamamak. Üstelik zamanın ne kadar hızlı geçtiğinin farkında olmama rağmen.

Ne olacak kader mi diyeceğiz? Kabullenip boyun büküp bulunduğun şartlarda maksimum yapabileceklerini yapıp yetinecek miyiz? Zaten bunu yapıyoruz. Yapmak zorundayız, zorunda kalmak ne zor.

İşyerimin penceresinden gelip geçen insanlara bakıyorum. Hiç biri geçen zamandan tedirgin değil.

 

Hayat nasıl çalıyor mutluluklarımızı farkındayım.

Yan komşudan, paradan, çalışmaktan, kariyer den, ünvanlardan, trafikten kaçtım dağ başına yerleştim. İnsan kendini sıkan şeylerden kaçarken bile birçok sevdiği şeyleri de bırakmak zorunda kalıyor. Göze aldım. Hayat bir süre sonra benden intikam almaya başladı. Sinsice ve zalimce… Ben hayatla başa çıkamazdım.  Anladım…

Hayatımda sevdiğim her şeyi bir yere toparlayadım. Bilmeme rağmen, farkında olmama rağmen. Bumu hayat?

Herkes bir alışılmışın içinde, herkes kendisine dikilip verilmiş elbiseler içinde, herkes kendi rolünü ezberleme durumunda… Toplum gizli kurallar koymuş. İstediğin gibi olunca yadırganıyorsunuz ve herkes hayatla bir olup sizi bir kalıba sokmak için müthiş bir mücadeleye giriyorlar…Siz yalnız… Onlar çok güçlüler… Öğretilmişler… Alıp karasabanları yarıp geçiyorlar yüreğinizi… Hiç üzülmeden…  Sevgi kalmamış…

Az kaldı zaman. Hiç çok olmadı zaten. Bizde gideceğiz ve hiç hatırlanmayacağız. Biliyorum normaldir doğaldır bu son… ama

 

Hayat nasıl çalıyor mutluluklarımızı farkındayım.

 

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

9/5/2008 - UNUTULMUŞLAR DİYARI

 

Unutulmuşlar diyarındayım

Burada hep ayrılık şarkıları çalar

Beklentisiz hayatlar

Ve burada hep kanadı kırık kuşlar

 

Unutulmuşlar diyarındayım

Burada kaybedilmiş yollar

Burada yitirilmiş umutlar

Burada terkedilmiş insanlar

Ama hiç konuşmazlar

 

Unutlmuşlar diyarındayım

Burası suçsuz sevgililer cenneti

Ya da terkedilenlerin sürgün yeri

Burada yaşar asla dönmeyenler geri

 

Unutulmuşlar diyarındayım

Burada hep kaybedenler

Burada bile bile sevenler

Burada yaşıyor haber alınamayan sevgililer

 

Unutulmuşlar diyarındayım

Burası görülmemiş bir hüzün mavisi

Çılgın lacivert denizi

Rüzgar sesidir müziği

Hüzün bulutlarının gezisi

 

Unutulmuşlar diyarındayım

Düşünüyorum

 

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

30/4/2008 - SU ve TAŞ

 

Erkek taştır kayadır. Biryerlere saplanır kalır. Yıllarca aynı yerde bekler bazen.  Ağırdır serttir.

Bir şey çarptığında sadece çarpılan yer zedelenir.  

 

Kadın sıvıdır, Su’dur.

Sarıp sarmalar.

Kendi yolunu bulur.

En küçük gözeneklere kadar girer.

Yerin dibine iner, gökyüzüne çıkar, yağmur olur, kar olur yağar.

Su’ya ne çarparsa kaybolur derinliğinde.

Ve çiçekler ve ağaçlar ve yeşil ondan doğar.

Yani su hayattır.

 

Şu güneş sisteminde baksanıza  Mars’a,  Merih’e,  Jüpiter’e.

Bir de Dünya’ya bakın ve farkedin; farkedin artık:

 Su Hayattır.

Ne güzel değil mi?

"SU HAYATTIR"

 

Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

28/3/2008 - ...

 

 

Kimseyi üzmeden
Kırmadan
Ama teslim olmadan
Af ederek
Unutarak
Bazen kaçarak
Yaşamaya çalışıyorum
Hiç birşeyi yüceltmiyor
Hiç birşeyi yermiyorum
Tutunmadan
Dayanmadan kimseye
Yalnızlık
Tanrının kendisi

 

Yorum (11) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Yalnızca kanatlarına güven

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım

emins
pptyyldz
melindunyasi
nanekokusu
emekli assubay
maidenstower
hazirann
vili
benmeral
gathering
tabaki54
karya35
!-- muzik-->