27/5/2008 - Hayat - 7

“Hayat nasıl çalıyor mutluluklarımızı farkındayım” diye başlamıştı bir önceki yazım.
Hayat dan daha önemlidir bence farkındalık.
Hızla geçen zamanın farkında olmak.
Yanıbaşındaki sevgiliyi kaybettiğinde nasıl özleyeceğini yan yana yaşarken bilmek.
Birlikteyken annen babanla yaşarken, onları kaybettiğinde yaptıklarının senden intikam almasını önleyecek şekilde yaşamak. Kadir bilmek. Kıymet vermek.
Daha çok sarılmak. Daha çok sevmek. Daha çok öpmek. Küçükken çok sevdiğim bir çocuk büyüyünce beni hatırlamıyor. Ama beni tekrar gördüğünde sanki hatırlıyor gibi kendisini bana yakın hissediyor, seviyor.
Vazgeçmek gerek bazen hayatın nimetlerinden. Paradan puldan işlerden.
Bir şeyi illede yapmak için bazen inanılmaz şeylerden fedakarlık ederiz. Bir gün bir haber gelir. Bir düşünürüz altı aydır gitmemişiz annemize. Ölüme birkaç adımı kaldığını bile bile.
Sonra pişman oluruz.
Yirmi yıllık krediler çekip ömrümüzün yirmi yılını kıt kanaat zorluklarla geçiririz.
Oysa sadece yaşamak için geldik dünyaya.
Misafir odaları misafir tabakları.
Bu dünyanın en önemli misafiri benim.
Kısa süreliğine geldim.
Bir çay içip gideceğim.
“Hayatın suçu yok” diyor flütperisi
Doğru
Suç bizde.
Fakat onca tuzağı görebiliyorsak eğer.
Hayatın içinde o kadar tuzak milyonlarca izleme gözleri var ki
Gece bile parlıyorlar.
Bize dayatılan bazı şartlanmış yaşama davranışlarımızı farketmeliyiz.
Tüm kurumlar insanları gütmek ve kendi taraflarına çekmek içindir.
Farkında olmak gerek.
Herkes işe gidiyor ama çalışmak istemiyor.
“Gitme”
Göze alamıyor.
“Çalış”
Yapamıyor.
Herkes başkalarının hatalarını biliyor, izliyor.
Herkes başkalarını yeriyor.
Herkes doğruyu biliyor ama bir türlü kendi hayatına uygulayamıyor.
Kötülüklerin hep başkalarının başına gelir bir şey olduğunu düşünüyor. Hiç bizim başımıza gelmeyecekmiş gibi yaşıyoruz. Akıllar veriyoruz.
Kimseyi yüceltmeden kimseyi küçümsemeden, kimsenin peşinden gitmeden yaşamak.
Bana bir şey olmaz mantığından uzaklaşıp, nasıl yaşarsam bana da olabilir farkındalığını yakalamak.
Hayatın dertleri koşusturması seni hayattan bıktırmışken hiç gülümseyecek halin yokken, senin coşku ile karşılaman gereken sevdiğin kapıdan girdiğinde, senin asık suratını hak etmediğini bilmek yetmez.
Gülümsemelisinin, sarılmalısının, sevmelisinin farkındalığı. İçini ve yüzünü değiştirebilirsinin farkındalığı.
Yürürken, otururken, yalnızken, konuşurken, susarken, çalışırken, içerken, müzik dinlerken, yaşarkenin farkındalığı…
Hızla geçen zamanın farkındalığı
Nasıl değiştirir bak hayatı
Şimdi şöyle bir soru soracaksınız bana:
“Bütün bunları sen yapabiliyormusun?”
Hayır
Ama
Bütün gücümle çabalıyorum
O bile yetiyor…
|